5 Temmuz 2012 Perşembe

Yol yapmak:)


Bu kış , başta "aaa ne güzel " kar yağıyor ile başlayıp; "yetti be , daha ne kadar kar yağacak"la bitti.Bugun temmuz'un 5'i olmasına rağmen yazın geldiğini tam anlayabilmiş değilim.

Bu soğuk kış günlerinde , serviste yorgan kılıklı paltomla otururken , birden servisin işe değilde Antalya'ya gitmesini çok hayal ettim. Hala da bu düşünce beni çok heyecanlandırır:)

Şimdi bunu yapabilmeye , bugünü de saymazsak 1 gün kaldı.

Yol yapmak güzeldir.İçinden bi sürü şey konuşur insan.Bazen kendi kendine konuştuğundan sıkılır , birden" bi sus be!" diye bağırıverir.

Yol , başka açıdan bakmaktır hayata.Görmediğin açılardan bakmaktır her gün baktığın manzaralara...

Yol , içindeki yerleşmemiş dosyaları yerleştirip , kafanın tozunu almaktır.

Yol CANDIR:)

1 Temmuz 2012 Pazar

Bozcaada Günlüğü


Uzun zamandır yazmıyorum. Yazacaklarımı kendi içimde yaşadığım için buraya yazacak bi şey kalmamıştı...

Ancak bu sefer , gün be gün hayal ettiğim , her gün tek tek liste yapıp hazırlandığım Bozcaada tatilimi "Bozcaada Günlüğü " gibi anlatmak istiyorum.

Tek başına yaşayınca , tatil zamanı geldiğinde kiminle tatile gideceğim konusu biraz karışık hal alıyor.Bir kaç yıl önce birilerini zorla bir plana dahil etmek , sonra o tatilde "ortak ritme ayak" uydurmanın zor olduğuna karar verdim ve tatil planlarımı ben ,benimle yapıyorum.Kendine has sorunları olmuyor değil ama bunu tatil sırasında da anlatırım :)

Bu sene ,önce  Marmaris Bozburun'a girmeye çalıştım ama uygun otel bulamadığım ve tek başıma daha önce gitmediğim bi yere gitmekten çekindiğim için daha kolayını seçtim. 2004 ve 2005'de ard arda gittiğim ve denizine , ortamına bayıldığım , İstanbul'a nispi daha yakın olan Bozcadaya gitmeye karar verdim.

Ancak bu sefer diğer gittiklerimden farklı olarak , tek başıma araba ile gideceğim.Ben hiç uzun yolda araba kullanmadım ve tek başıma gitmedim ama herşeyin bir ilki vardır:)(Çok heyecanlandığımı itiraf etmeliyim...)


İki haftadır , hazırlık için listeler yaptım.Çoğu şey hazır , yolda dinleyeceğim müzikleri bile seçtim. Hadi bakalım , cumartesi günü sabah yedide Yenikapı'dan feribot kalkıyoooo:)

19 Ocak 2012 Perşembe

Bir ben var benden içeri...

Yaklaşık bir yıldır , hayatımda yaşadığım pürüzleri Müzehher ile tek tek çözüyoruz .Başlarda üstten , suya sabuna dokunmadan yaparken şimdi beni en acıtan , konusunu bile etmediğim konulara girmeye başladık.

Geçen hafta , abisini , siyasi olaylarda yaşadıklarını ve intiharını anlatınca tüm duygularım ayakladı.Ben bu hayatta işkence görmedim , siyasalda okumama rağmen siyasi olaylara karışmamaya çalıştım ancak Deniz Gezmişler'i tanımamama rağmen , onun kendine has gülüşünü biliyorum, ya da Çemberimde gül oya dizisini dört  kez seğredip her seğrettiğimde sökülerek ağladım .Şimdi içimdeki "aman kavga çıkmasın" cümlesinin geldiği yeri bulmaya niyet ediyorum...

İkinci konum ise aşk...bakalım bu iki konu nasıl buluşacak...

30 Aralık 2011 Cuma


Ben 2012'de ne mi istiyorum:

-Trenle Kars'a gidip , Rize , Trabzon'a devam edip güzel bir yolculuktan sonra mutlu anılarla Istanbul'a dönmek istiyorum.
-Dubai'ye gitme cesaretimi toplamak istiyorum(gördüğümde hayal kırılıklığına uğrarım diye korkuyorum!)
-Bembeyaz , yeni , sıcacık , ışıl ışıl bir evim olsun istiyorum

Şimdilik üç dilek ama hayatın vereceği tüm güzel suprizlere de açığım.

Sizlerinde yeni yılını kutluyor ve tüm hayallerinizin gerçek olmasını diliyorum!

10 Aralık 2011 Cumartesi

Gerçekten yaşamak


Dün akşam Çağan Irmak'ın Dedemin insanları filmine gittim.Ara ara güldüm ara ara da ağlamamı engelleyemedim.

Seğredenler için , en güzel ya da en etkileyici sahneler değişecektir. Ben , yaşlıca bir bayanın , bakkaldan peynir alırcasına "vakti gelmiştir" deyip , kefen alması ve onun kesilip , paketlenmesini sabırla beklemesi sahnesinde kaldım.

Ben bu kadar doğal kabul ediyor muyum ölümü? O kefeni görsem içim titremez mi?

Belki de gerçekten yaşamak , öleceğini anladığın an başlıyor...

9 Kasım 2011 Çarşamba

Anlamıyorum...

Pazar günü bir tiyatroya gittim.Işıklar söndü, herkes tiyatroyu izliyor sonra bir ara yanımdaki bayan dikkatimi çekti, telefonu çaldı , telefonu açtı ve sanki sokaktaymışız gibi telefonla konuşmaya başladı, utanmadan ve kısa kesmeden uzun uzun konuştu .Ben olanları hayretle izledim.

Sonra ertesi gün , sinemaya gittim.Işıklar söndü , film başladı ama iki kişiden birinin yüzü nurlanmış gibi aydınlanıyor ; çünkü onlar telefonlarını kontrol ediyorlar.Kocaman ekranda film , abim facebook kontrol ediyor!!!

Oradan bir konsere gittim , konser başladı , ama ben yukarı kaldırılmış ve konseri kaydetmeye çalışan telefonlardan hiç bir şey göremiyorum...

Yahu anlamama yardım edin, biz ne zaman bu kadar telefon bağımlısı olduk? Ekranda film varken , sosyal medyayı takip etmek niye , ya da konserdeyken , etrafa "konserdeyim!" mesajı atmak niye? Peki o konseri seğretmek varken , konseri kaydetmek niye?

25 Eylül 2011 Pazar

İşini sevmek ve sahip çıkmak

Beni ilk bir arkadaşım götürmüştü ve "bayılacaksın!" demişti bu dükkana.Nişantaşında küçücük bir dükkan.Dükkanın arkasında bir dikiş makinası , dükkanın sahibi bayan o anda bir yandan da dikmeye devam ediyor, siz gelince hafifçe gülümseyip sizi ağıtlıyor evindeymişcesine.

Dükkanın adı , Düğme. Nişantaşında "Teşvikiye cafe'den aşağı doğru kıvrılan sokaktan yokuş aşağı yürüdüğünüzde sağ tarafta.Kapı süsleri, sepetler, saatler , melekler sizi bekliyor. Her gittiğimde ufak tefek bi şeyler bulup alıyorum , en son yılbaşında yukarıda gördüğünüz dikiş kutusunu (!) ve bir yatak ucu lambasını aldım.

Dün tekrar gittim dükkana , doğum yapacak bir arkadaşım bebek kapı süsü arıyor ama klasik bi şey olmasın istiyordu.Burayı anlattım ancak internet sitesi yoktu .Hem kapı süslerine bakmaya hem de sormaya gittim.Dükkanda biraz dolaştıktan sonra dükkanın sahibi bayanla konuşmaya başladık.Hayranlığımı anlattım."Neden internet siteniz yok ?" diye sordum."İstemiyorum , çünkü ben bir yaptığımın aynısını yapmak istemiyorum, oysa o sitelere bakanlar "şu modelin aynısından istiyorum" diyorlar.Haklılar belki ama benim elimden her seferinde farklı bi şey çıkıyor "dedi.Çok etkilendim. Bi sürü para kazanmak yerine "bi tane olsun , benim istediğim gibi olsun! diyebilmek.Büyük özgürlük...Bi de şu cümle ile tekrar sarsıldım "tüm yaptığım işleri içme sinip" bitti "deyinceye kadar satmıyorum..."

Bir gün fırsattınız olursa lütfen görün bu mağazayı , her bebeğin , eteğindeki fistosundan , gözündeki gülüşe kadar ince ince işlenişine tanık olun Alacağınız herşey sadece size özgü olacak bu arada:)

İşini sevmek ve sahip çıkmak bu olsa gerek!