Dagcilik yaptigim yillarda , cuma aksamlari dia gosterileri olurdu.Tirmanis dialarini, o dia makinasinin muhtesem "silak" sesi ile hayran hayran segrederdik.Ozellikle de simdi Solgar reklamlarinda cikan 7.000'lik fatihi Tunc Findik'in dialarini ...O zamanlar benim de boyle bir dia gosterim olsun isterdim. Olumumden sonra gosterilsin , "sunu yapti , bunu yapti" diye konusulsun.Hatta muzigini bile dusunmustum, Joe Satriani'Nin The forgotten parcasinin birinci bolumu.Hizli bir ritmi olan bir gitar solo.Ravel'in Bolerosu gibi hep ayni ritimin bir cok seviyeden calinmasi.
Bugun serviste donerken , bu parcaya dek geldim.Coook uzun zamandir dinlememistim.O gunleri hatirladim.Sonra parcanin ikinci bolumunu dinledim , yukarida bahsettigim hayalleri kurarken ikinci bolumu pek sevmez es gecerdim.Oysa simdiki halimin ikinci bolumu daha sevdigini anladim.Daha yavas , daha degisken...
Ben hep ortamimin en kucugu oldum.Yas kavramini cok hissetmedim , hatta bi gun Omer'in "teyze sen 35'sin ama senin icin genc" dedigi gibi icimi genc hissediyordum ama bu ara bi seyler farkli.Daha yavasim , anlatacak cok seyim ve hicbir seyim yok , icim dolu ama bos...bilemedim...
Hani adam demis ya "bildigim tek sey hicbir sey bilmedigim" belki de "yasadigim tek sey , hic bir sey yasamadigim"...
29 Kasım 2010 Pazartesi
17 Kasım 2010 Çarşamba
Bayram bayram hey!
Bayram, deyince gonlumde hep upuzun kurulan sofralar ve bol sohbet vardir.Cocukken oyle bayramlar gecirdigimden sanirim beklentimde o yonde .Bu bayram halam , enistem ve kuzenle gecti o uzun sofra hayalim.Arife gecesi guzel bir hamsili pilav yemegi oldu ertesi sabahta bende kahvalti.Ne heyecan yaptim bir bilseniz.
Sohbetler edildi , konu konuyu acti.Hic deginilmemis , "ayip olur!" denen konulara deginildi apansiz.Ben bi ara soyle bir disardan baktim kendime , buyudum galiba , hafifte yaslandim mi ne...
Sonra yap boz yapmaya devam ettim.Ama bi gariplik oldu , yap bozun ortasinda bir delik olustu , parca hem o tarafa hem bu tarafa uyuyor ama ortasinda bosluk var.Nasil olur? diye sormayin , ben de bilmiyorum.Ama yenilen guresci gurese doymaz misali , bu sefer gidip 1 500 parcalik bir tane aldim.Hem de en sevdigim resim Gustav Klimt"in Opucuk resmi.
Sonra bi gece "allah dedim , evde borular patladi" Banyonun yerlerinden surekli su cikiyor.Gece yatarken "kabul ederek" yattim.Dedim her ne olduysa kabul , ben bunu cozerim.Sabah daha dikkatli bakinca anladim ki , termosifon delinmis.Ev sahibini aradim , "aa , haklisin o zaten cok eskiydi" dedi.Peki dedim.Bu sabah akmerkeze gidip ekmek alir gibi termosifon aldim.Cumartesiye degisecek.
Yuregimde bir ayi var.Sebebini hem biliyorum hem bilmiyorum anlamaya niyet ediyorum.
Sohbetler edildi , konu konuyu acti.Hic deginilmemis , "ayip olur!" denen konulara deginildi apansiz.Ben bi ara soyle bir disardan baktim kendime , buyudum galiba , hafifte yaslandim mi ne...
Sonra yap boz yapmaya devam ettim.Ama bi gariplik oldu , yap bozun ortasinda bir delik olustu , parca hem o tarafa hem bu tarafa uyuyor ama ortasinda bosluk var.Nasil olur? diye sormayin , ben de bilmiyorum.Ama yenilen guresci gurese doymaz misali , bu sefer gidip 1 500 parcalik bir tane aldim.Hem de en sevdigim resim Gustav Klimt"in Opucuk resmi.
Sonra bi gece "allah dedim , evde borular patladi" Banyonun yerlerinden surekli su cikiyor.Gece yatarken "kabul ederek" yattim.Dedim her ne olduysa kabul , ben bunu cozerim.Sabah daha dikkatli bakinca anladim ki , termosifon delinmis.Ev sahibini aradim , "aa , haklisin o zaten cok eskiydi" dedi.Peki dedim.Bu sabah akmerkeze gidip ekmek alir gibi termosifon aldim.Cumartesiye degisecek.
Yuregimde bir ayi var.Sebebini hem biliyorum hem bilmiyorum anlamaya niyet ediyorum.
8 Kasım 2010 Pazartesi
Bugün 1,5 yıl aradan sonra tekrar iş hayatına geri döndüm.Evet , stres oldum! Sağolsun etrafımdakilerin beni rahatlatmak amacıyla kullandıkları "canım , başları biraz zor olur ama alışırsın" telkini beni daha da stres etti.Tabi dün gece uyuyamadım:)))
Bu sabah 8:30'da ofisin kapısında oldum , tanıştırma fasılları , benim anlamsızca gülümsemekten diş etlerimin kuruyup ağzımın ölü at ağzına dönüşü falan.Saate bir baktım 10:00!Neee daha 10:00 mu? 5:30'a kadar nasıl geçecek vakit diye düşünüken çay almaya gittim ve biri bana "Nalan , inanmıyorum! " diye bağırdı.Eski firmamdan bir arkadaşım , o Rusya'dan ben Dubai'den "yetti bea!" diye dönmüştük.O kendi firmasını kurma cesaretini gösterdi , ben mahalle pazarlarını keşfettim.O da bu firmaya başlayalı bir hafta olmuş.İkimizde kös kös geri dönmüştük yani...:)
Neyse !Öyle veya böyle ilk gün geçti.Salaklık edip 6:00'da ofisten çıkınca da bir saat trafikte kaldım ...
Sonuç:Yorgunum , ara ara "acaba burada çok bunalır mıyım?" sorusu gelip kalbime ayı gibi oturuyor ama yine de ofisteki sıcak çikolata makinasını sevdim:)
6 Kasım 2010 Cumartesi
Yap boz gunleri...
Bundan 10-15 yil once bir arkadasimdan ozenerek (oyle ballandirarak anlatmisti ki yap boz yapmayi) bende 1.000 parcalik (buyuk bir adimla baslamak istemisim!!!) bir yap boz aldim. Ama bilmezdim ki bu is icin temel bir iki sey lazim, kullanilmaz hale gelecek bir masa , parcalari koyacaginiz bir yer gibi temel seyler gerek. Bi de oyle bir yap boz secmisim ki sadece iki ton var, kizil ve kahverengi ( Avusturalya'daki masa dagi adi verdikleri bir dagdaki gun batiminin yaz bozuydu) .Kenarlardan keyifle basladim , ite kaka kenarlari bitirdim sonra ortalara gelince aylar gecti ama ben bir parca bile ekleyemedim.Nefret ettim yap bozdan , daginikligindan ve yapamamaktan.Hatta annem ne kadar sinirlendigimi gorup isi gucu birakip o yapmaya calisti...
Sonra yakin arkadaslarimdan birinin bir kazada bacagi kirildi ve " yap boz yaparak vakit geciriyorum " deyince gozlerim parladi "ben de bi tane var , yapar misin?" diye heyecanla sordum.O da kabul etti ve iki gun sonra bitirdigini soyleyince saskinliktan ne diyecegimi bilemedim.Ama hemen cercevelettim o yap bozu ve evime astim , arkadasima da gosterdim bin tesekkur ederek.Hatta teee Dubai'ye tasiyip geri getirdim o yap bozu .Neyse sonra Istanbul'a geri donunce vedalastim onunla ama gecenlerde bir baktim bizim apartman gorevlisi yonetim odasina asmis:)))
O yap boz maceramda kendimin yap boz yapamayagina karar vermis ve kirtasiyelerde elimi her yap boza attigim an "dur, bu senin harcin degil" deyip kendimi geri cekmistim.
Sonra gecenlerde Zeya'da gordum , yeni yapmisti.Prag'da gordugum ve simdi bul deseler sip diye bulacagim bir yere oyle benziyordu ki .Elimi attim ve Zeya "yapmak ister misin?" dedi.Hik mik derken kabul ettim. Iyi ki de kabul etmisim , iki de Zeya teklif etmis.
Simdi gunlerdir muhtesem vakit geciriyorum onunla , hem radyo dinleyip hem parca ariyorum "beniiim ucu yesil , capraz gri cizgisi olan bir parca bulmam lazim" diye:))(Ha bu arada yap boz yapmanin teknigi bu olmaya bilir )
Insan degisiyor , "yapmam !yapamam!" dedigi seyleri gun geliyor zevkle yapiyor .Demek ki degisiyorum ve ben bunu seviyorum.
3 Kasım 2010 Çarşamba
Bir soru , bin hikaye...
Bu yazı kendime sorduğum ve cevabını sesli düşündüğüm bir yazı olacak:
Eğer biz bu oyuna oyuncaklarımızı toplamaya yani zannettiklerimi bırakıp esası "özü" hatırlamaya geldiysek , oyuncaklarımızı bırakmadığımız sahnelere tekrar tekrar gireceğiz değil mi?
Yani , arabasına anlam yükleyen , onunla kendini değerli, güvenli hisseden kimse , "o olsa da olmasa da güzel " diyene kadar evren o arabayla türlü deneyim yaşatacak bize.Yok araba çalınacak , yok kaza yapacağız falan falan.
Kuzenle bir yıl önce iş hayatına küfür ediyor , düzeni şikayet ediyorduk.O New York'dan ben Dubai'den kaçarak gelmiştik.Şimdi ikimizde küfrettiğimiz hayata bir şekilde geri dönüyoruz.Demek ki hala cebimizde sakladığımız oyuncaklar /zannetmeler var.Ve biz bunu bırakana kadar deneyime devam.
Hadi o zaman kendimi gaza veriyorum ve iş hayatı ile ilgili kızdığım , zannettiğim şeyleri kolayca bırakmaya niyet ediyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



