6 Kasım 2010 Cumartesi
Yap boz gunleri...
Bundan 10-15 yil once bir arkadasimdan ozenerek (oyle ballandirarak anlatmisti ki yap boz yapmayi) bende 1.000 parcalik (buyuk bir adimla baslamak istemisim!!!) bir yap boz aldim. Ama bilmezdim ki bu is icin temel bir iki sey lazim, kullanilmaz hale gelecek bir masa , parcalari koyacaginiz bir yer gibi temel seyler gerek. Bi de oyle bir yap boz secmisim ki sadece iki ton var, kizil ve kahverengi ( Avusturalya'daki masa dagi adi verdikleri bir dagdaki gun batiminin yaz bozuydu) .Kenarlardan keyifle basladim , ite kaka kenarlari bitirdim sonra ortalara gelince aylar gecti ama ben bir parca bile ekleyemedim.Nefret ettim yap bozdan , daginikligindan ve yapamamaktan.Hatta annem ne kadar sinirlendigimi gorup isi gucu birakip o yapmaya calisti...
Sonra yakin arkadaslarimdan birinin bir kazada bacagi kirildi ve " yap boz yaparak vakit geciriyorum " deyince gozlerim parladi "ben de bi tane var , yapar misin?" diye heyecanla sordum.O da kabul etti ve iki gun sonra bitirdigini soyleyince saskinliktan ne diyecegimi bilemedim.Ama hemen cercevelettim o yap bozu ve evime astim , arkadasima da gosterdim bin tesekkur ederek.Hatta teee Dubai'ye tasiyip geri getirdim o yap bozu .Neyse sonra Istanbul'a geri donunce vedalastim onunla ama gecenlerde bir baktim bizim apartman gorevlisi yonetim odasina asmis:)))
O yap boz maceramda kendimin yap boz yapamayagina karar vermis ve kirtasiyelerde elimi her yap boza attigim an "dur, bu senin harcin degil" deyip kendimi geri cekmistim.
Sonra gecenlerde Zeya'da gordum , yeni yapmisti.Prag'da gordugum ve simdi bul deseler sip diye bulacagim bir yere oyle benziyordu ki .Elimi attim ve Zeya "yapmak ister misin?" dedi.Hik mik derken kabul ettim. Iyi ki de kabul etmisim , iki de Zeya teklif etmis.
Simdi gunlerdir muhtesem vakit geciriyorum onunla , hem radyo dinleyip hem parca ariyorum "beniiim ucu yesil , capraz gri cizgisi olan bir parca bulmam lazim" diye:))(Ha bu arada yap boz yapmanin teknigi bu olmaya bilir )
Insan degisiyor , "yapmam !yapamam!" dedigi seyleri gun geliyor zevkle yapiyor .Demek ki degisiyorum ve ben bunu seviyorum.
3 Kasım 2010 Çarşamba
Bir soru , bin hikaye...
Bu yazı kendime sorduğum ve cevabını sesli düşündüğüm bir yazı olacak:
Eğer biz bu oyuna oyuncaklarımızı toplamaya yani zannettiklerimi bırakıp esası "özü" hatırlamaya geldiysek , oyuncaklarımızı bırakmadığımız sahnelere tekrar tekrar gireceğiz değil mi?
Yani , arabasına anlam yükleyen , onunla kendini değerli, güvenli hisseden kimse , "o olsa da olmasa da güzel " diyene kadar evren o arabayla türlü deneyim yaşatacak bize.Yok araba çalınacak , yok kaza yapacağız falan falan.
Kuzenle bir yıl önce iş hayatına küfür ediyor , düzeni şikayet ediyorduk.O New York'dan ben Dubai'den kaçarak gelmiştik.Şimdi ikimizde küfrettiğimiz hayata bir şekilde geri dönüyoruz.Demek ki hala cebimizde sakladığımız oyuncaklar /zannetmeler var.Ve biz bunu bırakana kadar deneyime devam.
Hadi o zaman kendimi gaza veriyorum ve iş hayatı ile ilgili kızdığım , zannettiğim şeyleri kolayca bırakmaya niyet ediyorum.
24 Ekim 2010 Pazar
"Pekiyi" diyebilmenin dayanılmaz hafifliği
Bir firma ile Agustos ayı itibari ile görüşmeye başlamıştım en son geçen hafta o firmadan iş teklifi geldi.Teklif edilen tutar benim beklediğimin altında bir miktardı ve çalışmadığım dönem sebep olarak gösteriliyordu. Bayağı cellalendim başta.Hatta bayağı da konuştum karşı tarafla.Ama ne yazık ki karşı taraf " durum bu!" dedi en son...
Saçı darma duman olmuş bebeğimle eve döndüm. Derin bir nefes aldım ve kendime sorular sormaya başladım."Ben değerimi neye göre biçiyordum? " İtiraf etmesi komik ama çevremdekilere göre.Esasında bana teklif ettikleri rakam oldukça iyi bir rakamdı .Yani az ve çok kavramları çok göreceliydi.Artı , verdikleri rakam iki üç ay önce içimden geçmişti.Bu rakamı en derinlerde ben belirlemiştim:))
Sonra , masada onlarla tartışan halime baktım.Onlara kendimi ispatlamaya çalışan halimi gördüm.Oysa ne kadar inançlı biri olduğunuzu , ne kadar dürüst biri olduğunuzu , ne kadar yetenekli biri olduğunuzu başkasına ispat edemezsiniz.Sadece siz bilirsiniz ve siz size inandığınızda herkes de size inanir. Sizi sizden başka kimse yargılayamaz. Altın çöpe düştüğünde değeri değişmeyeceği gibi verilen parada benim değerimi değiştirmeyecekti.Özüm hep aynıydı. (Ha burada kendi değerine tam inanmama var , onu da cebime koydum ,sonra çıkarmak üzere )
Sonra tekrar o masadaki halime baktım. Sonra o günlerde yaptığım telefon konuşmalarına;bir arpa boyu yol aldirmayan , anlamsız konuşmalara. Oysa bazen tek kelime tüm kaos'u , arbedeyi, kavgayı bitirir. "PEKİYİ"... Ama "pekiyi , ben sana sonra gösteririm " olanından değil."Pekiyi , böylesi de kabul olanından."
Ben bu günlerde bunu yapmaya çalışıyorum.Pekiyi dediğimde , o anda içimdeki bütün sesler susuyor."O bana şunu demişti , sonra ben ona şöyle dedim " konuşmaları "tak" diye kesiliyor.Dııııııııııt...derin sessizlik ve huzur...
Ben anladım ki bazen hayatta Don Quixote gibi , kendi yarattığım canavarlarla uğraşıyorum.Belki de bu hayatta ara ara yenilmem ve yenilmenin huzurunu hissetmem gerek...
16 Ekim 2010 Cumartesi
Hayat bir zannetme mi...
Bugun yigenlerle birlikte "Atlantis"e gittim.En son ne zaman lunapark'a gittin derseniz ;ortaokul yillari derim sonra da bir daha hic gitmedim.Merak da etmedim.Ozellikle alis veris merkezleri icinde olanlarda havale gecirir gibi oluyorum, bi suru renk , gurultu...
Neyse , 4 boyutlu sinemaya girdik.Ozel bir koltuga oturuyorsun ve ozel bir gozlukle sanki olayin icindeymis gibi segrediyorsun 10 dakikalik filmi.Daha once 3 boyutlu filme gittim ama bunda koltugunda hareketli olmasi nedeniyle daha bir kaptiriyorsun kendini filme.
Film basladi , "ehehe" diye gulerken birden koltuk sarsilmaya ve ruzgarlar esmeye basladi.Yandaki tutunma kollarina tum gucumle asildim.Beni oyle goren 2-3 yasinda oldugumu zanneder , karsidan kimbilir nasil gorunuyordum:))
Sonra biran icime bir his geldi.Hayatta da belki bir cok seyi boyle yasiyorum.Ucuyorum , dusuyorum , basariyorum, kaybediyorum zannediyorum oysa hepsi bir "zannetme"...Ellerimi gevsettim , kollari tutmayi biraktim, derin bir nefes aldim ve sahneyi oldugu gibi yasamaya basladim.Sanki o anda baska bir gozluk verdiler , hersey daha yumusak daha keyifli oldu.
Belki de hayatta direndigim , "senin yuzunden" diye bagirdigim yerlerde tekrar bu zannetmelerimi hatirlamaliyim...
14 Ekim 2010 Perşembe
Yagmurlu gunde hayal kurdum...
Yagmurlu gunlerde neden bu kadar ayi oturur insanin yuregine? Isteyken evde olmayi hayal ederdim ama evde de pek bi anlami olmuyormus yagmurlu gunun.Uyumakla uyumamak arasi bir ruh halinde oluyor insan.Yatsan tum gun oluyor , kalksan ne yapacagini bilemiyorsun.Hele bi de gun ortasinda isik yakmak gerekecek kadar hava karanliksa , offf...
Tamam kendimi daralttim bari sizi daraltmayim.Guzel yagmurlu gun hayali kurayim:
Yagmur cama "tip tip" diye vururken , miss gibi borek kokusu ile uyanin , hicbir aceleniz olmadan yataktan kalkin ve yumusacik terlikleri ayaginiza gecirirken 'Oh beee , ev ne guzel sicacik! , iyi ki evdeyim!" diye dusunun.
Yuzunuzu yikayipta , hafif yastik izi ile salona geldiginizde upuzuuun , binbir borek cesidi , peynirler , receller dolu bir kahvalti masasi sizi bekliyor olsun. Hem de sohbet etmeyi sevdiginiz bi suru arkadasinizla birlikte .Haa , gazetelerde var , bir suru alis veris katalogu ile birlikte:))
Dura kalka saatlerce kahvalti edip , alakasiz binbir konuda sohbet edip , gazetedeki haberleri kimi guluserek kimi ciddiyetle tartistiktan sonra hafif bir uyku coker gibi olsun uzerinize .Masayi siz kaldirmayacaksiniz nasil olsa , son keyif cayinizi alip camin onune oturun.Camdan arabasini park edenleri , semsiyesi ile kosusturanlari, karsida televizyon segrederken orgu oren teyzeyi seyredin. Goz kapaklariniz daha da agirlasinca , yavasca tekrar yataginiza gidin , biraz daha uyuduktan sonra , tarcinli kurabiye kokusu ile tekrar uyanin.Cocukken pazar gunleri seyredilen cocuk filmlerinden biri olsun ya da Heidi"nin tum bolumleri.Bi yandan kurabiye yiyip bi yandan onu seyredelim.Belki o sirada kestaneden gelir mutfaktan.
Film bitince monopol ciksin ortaya , "kim hangi rengi seciyor?" tartismasindan sonra oyuna baslansin.Nisantasinda , Nispetiyede evler oteller kuralim , birbirimize misafir olalim , kira odeyelim.Sonra sikilalim biraz yanliz kalalim , bilgisayarda maillere bakip , rutin sayfalari kontrol ettiksen sonra tekrar bi araya gelip tabu oynayalim.Yikilarak gulelim , " sen evde yokken , temizligi yapan kisi? " sorusuna "Aysee!" diye bagiralim:)) Gulmekten kasiklarimiza agrilar girsin , ara verelim oyuna. Cesareti olanlar yagmur cizmelerini ve yagmurluklarini giysin ve yagmurda yuruyus yapsin.Usuyup eve gelmenin mutlulugu yuzlerden okunurken yavas yavas uykular gelsin.Hafif yorgun ama mutlu yastiga basimizi koyarken derin bir "ohhh!" cekelim...
Not:Fotograf bu adresden alinmistir:
http://tomclarkblog.blogspot.com/2009/06/new-light.html
3 Ekim 2010 Pazar
Bize kendinizi anlatir misiniz?
Bir firma icin 4. kez mulakata gidecegim.Artik apartmanin altindakiler iki yildir cekmedikleri fonu 4 haftada cektiler ve manikur yapan bayanin "yahu nooluyor bu kadar mulakat , biz de sevdiler mi hemen ise baslarsin" sozu daha icime dokunmaya basliyor.
Disardan bakinca oyle komik bi sey ki bu mulakat isi.Surekli sahneye cikip kendini anlatmak gibi.(Hani sahneye cikmisligim yok ama kucuk masal dunyamda oyle kurguluyorum:).Gunler oncesinden ne giyecegini dusunmek , bir onceki mulakatta giydigin kiyafeti tekrar giymemeye calismak , ne cok az ne cok fazla makyaj yapmak , vileda sopasi gibi gozukecegini bilmene ragmen fon cektirmek , uygun renkte oje ile manikur yaptirmak .Butun bunlar sahne oncesi hazirliklar. Sonra sirkete gidip , kontuara geldigini haber vermek , o sahneye cikmaya hazirlanan kiyafetle mulakata geldigini sip diye bilmeleri , "lutfen bekleyin" denmesi ve 5-10 dakika bekletilmek.Sonra alkislar arasinda sahne cikmak.35 yillik hayatini karsindakine sade bir sekilde anlatmak: Sorular , sorular , kimi seni yan bastirmaya calisan kimi acaba bana benziyor muyu anlamaya calisan sorular.Her mulakatta eve donerken , kendinle ilgili "ya gercekten de ben boyle mi dusunuyorum?" diye dusunmek...
Garip bir surec, benim icin kimi zaman eglenceli , cunku bi yanim sahnede olmayi seviyor ama takildigim yer karakterlerimin benim de tam emin olmadigim taraflari.Mesela cok seyahat etmeyi seven benin , is seyahatinden nefret etmesi.Bu biraz kedim olsun ama tuyleri olmasin durumu...Yani ben bile tam olarak kim oldugumu bilmiyorum ki , karsimdakine excel tablosu olarak karakterimi vereyim.
Sen beni sevdin mi onu soyle bacim?:)
Disardan bakinca oyle komik bi sey ki bu mulakat isi.Surekli sahneye cikip kendini anlatmak gibi.(Hani sahneye cikmisligim yok ama kucuk masal dunyamda oyle kurguluyorum:).Gunler oncesinden ne giyecegini dusunmek , bir onceki mulakatta giydigin kiyafeti tekrar giymemeye calismak , ne cok az ne cok fazla makyaj yapmak , vileda sopasi gibi gozukecegini bilmene ragmen fon cektirmek , uygun renkte oje ile manikur yaptirmak .Butun bunlar sahne oncesi hazirliklar. Sonra sirkete gidip , kontuara geldigini haber vermek , o sahneye cikmaya hazirlanan kiyafetle mulakata geldigini sip diye bilmeleri , "lutfen bekleyin" denmesi ve 5-10 dakika bekletilmek.Sonra alkislar arasinda sahne cikmak.35 yillik hayatini karsindakine sade bir sekilde anlatmak: Sorular , sorular , kimi seni yan bastirmaya calisan kimi acaba bana benziyor muyu anlamaya calisan sorular.Her mulakatta eve donerken , kendinle ilgili "ya gercekten de ben boyle mi dusunuyorum?" diye dusunmek...
Garip bir surec, benim icin kimi zaman eglenceli , cunku bi yanim sahnede olmayi seviyor ama takildigim yer karakterlerimin benim de tam emin olmadigim taraflari.Mesela cok seyahat etmeyi seven benin , is seyahatinden nefret etmesi.Bu biraz kedim olsun ama tuyleri olmasin durumu...Yani ben bile tam olarak kim oldugumu bilmiyorum ki , karsimdakine excel tablosu olarak karakterimi vereyim.
Sen beni sevdin mi onu soyle bacim?:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




